MUCİZE OLAYLARDAN
![]()
Eshabı Kehf (Yedi Uyurlar)
1-Kehf Suresi 25
Ayet:Onlar Mağaralarında 300
yıl kaldılar buna 9 yıl daha eklediler.
2-Kehf Suresi 26 Ayet:
Deki Kaldıkları Süreyi ALLAH daha iyi bilir Göklerin ve yerin ğaybını bilmek ona
aittir.o.ne güzel görür.ne güzel işitir.onların ondan Başka hiçbir dostları da
yoktur O hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez
Eshabı Kehf Kimdir ?
Efsus denilen bir şehirde Dakyanus ( Dakyus ) adında bir zalim
hükümdar halkı kendisine ve putlarına taptırırmış. Allah' ın varlığına ve
birliğine inanan birkaç genç ise gizlice ibadet ederek bu zalimin buyruğu dışına
çıkarlarmış. Bunu haber alan Dakyanus' tan kaçan gençler, kendileri gibi inançlı
bir çobana rastlarlar. Çoban ve Kıtmir adındaki köpeği de onlara katılır.
Çobanın bildiği ve yanında su olan bir mağaraya sığınan Eshab'ül-Kehf burada
uykuya dalarlar Kralın vezirleri mağarayı bulurlar. Ancak korkularından içeri
giremezler.
Eshab'ül-Kehf,
25'inci ayette bildirildiğine 309 sene bu vaziyette kalırlar böyle
bildirilmektedir ancak Uyandıklarında,
(Rivayetlere göre)acıktıklarından bahisle içlerinden Yemliha' yı şehire ekmek almaya gönderirler.
Şehirde, Dakyanus zamanından kalma para ile alışveriş yapmak isteyen
Yemliha' dan şüphelenen halk, onu mahkemeye çıkartır. Mahkemede halini anlatan
Yemliha, delil için kalabalığı mağaranın olduğu yere getirir. Ancak, mağarada
kendisini bekleyen arkadaşlarının korkabileceğinden bahisle, içeriye yalnız
girip onlara durumu anlatacağını söyleyerek ayrılır ve sır olup gider. Bu olay,
zalim Dakyanus' tan yüzyıllarca sene sonra Allah' a inanmakla beraber ahirete ve
yeniden dirilmeye inanmayan halk için müthiş bir mucize olur. Devrin kralının
duaları da böylece kabul olmuş olur.
Ayetlerle Eshabı Kehf
1-) Hamd o Allah’a mahsustur ki kuluna kitap’ı indirdi ve onda hiçbir eğrilik (tenakuz) kılmadı!2-) Dosdoğru (bir kitap kıldı) Ki kendi katından şiddetli bir azap ile uyarsın.Salih amel işleyen müminlere kendileri için güzel bir ecir bulunduğunu müjdelesin.3-) Onlar orda ebedi olarak kalacaklardır.4-) “Allah çocuk edindi” diyenleri de uyarsın.5-) Ne onların ne de atalarının bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından ne büyük söz çıkıyor Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.6-) Bu söze (Kur’an’a)inanmazlarsa,arkalarından üzüntüden neredeyse kendini harab edeceksin.7-) Biz insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi ona bir ziynet kıldık.8-) Bununla birlikte,biz mutlaka oradaki her şeyi (sonunda) kupkuru bir toprak yapacağız.9-) Yoksa sen,Kehf ve Rakim ehlini,bizim ibrete şayan ayetlerimizden mi sandın?10-) (Zikret o zamanı )ki,o gençler mağaraya sığınmışlar ve”Ey Rabbimiz!Bize katından rahmet ver ve bize şu(içinde bulunduğumuz) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla” demişlerdi.11-) Bunun üzerine biz de mağarada nice yıllar onların kulaklarını kapadık.12-) Sonra da iki gruptan hangisinin,kaldıkları süreyi daha iyi hesap edeceğini görmek için onları uyandırdık.13-) Onların başından geçenleri gerçek olarak sana anlatıyoruz.Onlar Rablerine gerçekten iman etmiş bir grup gençti.Biz de onların hidayetini artırmıştık.14-) Onların kalplerini sağlamlaştırdık.(Zikret o zamanı)ki(Kralın karşısında) kalkıp-demişlerdi ki ;”Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir.Biz O’ndan başkasını ilah olarak çağırmayız.Aksi takdirde haktan uzak bir söz söylemiş oluruz”.15-) “Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka ilah edindiler.Bari onlar hakkında açık bir delil getirseler.Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kim vardır?16-) (İçlerinden biri)”Madem ki siz onlardan ve Allah’ın dışında taptıkları varlıklardan uzaklaştınız,o halde mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetini yaysın ve sizin için işinizde kolaylık sağlasın”.( Dedi.)17-) Güneşi,doğduğu zaman mağaralarının sağına eğilirken ,battığı zaman da sol taraftan onları keser geçerken görürsün.Onlar mağaranın geniş bir köşesinde idiler.İşte bu Allah’ın ayetlerindendir.Allah kime hidayet ederse,o doğru yola ulaşmıştır,kimi de hidayetten mahrum bırakırsa ,artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.18-) Onlar uykuda oldukları halde,sen onları uyanık sanırsın.Onları(oldukları yerde)sağa-sola çeviririz.Köpekleri de (mağaranın )girişinde kollarını uzatmış yatıyordu.Eğer onları görseydin,dönüp kaçardın ve gördüklerinden dolayı için korku dolardı.19-) Böylece,kendi aralarında birbirlerine sorsunlar diye,onları uyandırdık.İçlerinden biri,”Ne kadar(uyuya)kaldınız?”dedi.(Diğerleri)”Bir gün veya günün bir parçası kadar” dediler.(Sonra) “Rabbiniz kaldığınız müddeti daha iyi bilir.Şimdi siz içinizden birini şu gümüş para ile şehre gönderin de baksın,hangi yiyecek temiz daha ise ondan size erzak getirsin;fakat çok dikkatli davransın ve sakın sizi kimseye belli etmesin” dediler.20-) “Çünkü onlar farkınıza varırlarsa sizi taşlamak suretiyle öldürürler veya kendi dinlerine döndürürler ki işte o zaman ebediyen iflah olmazsınız”.21-) Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyamet’in geleceğinde hiçbir şüphe bulunmadığını bilsinler diye insanları onlardan haberdar kıldık. (zikret o zamanı) ki,onlar kendi aralarında (bu gençlerin durumunu) tartışıyorlardı. “onların üzerine bir bina yapın“ dediler. Rableri onların durumlarını daha iyi bilir. Onların durumuna galip gelenler ise; bizler onların üstüne mutlaka bir mescit yapacağız “ dediler.22-)(bazı kimseler):” Onlar üçtür,dördüncüleri köpekleridir” diyecekler bunlar.(bazıları da):”onlar beştir altıncıları köpekleridir” diyecekler.bunlar gaybı taşlamaktır.(bazıları ise):”Onlar yedidir,sekizincileri köpekleridir” diyecekler. Der ki:”Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır”. O halde onlar hakkında,(sana bildirilen) açık deliller dışında bir münakaşaya girme ve onlar hakkında hiç kimseden bir şey sorma. Not:Yukarıda okuduğumuz ayetlerden de anlaşılacağı gibi bu konuda hiçbir yoruma yer verilmemektedir zaten kanaatimce de yaratıcının mucizeleri hakkında yorum yapmak abesle iştiğaldir en doğrusunu ALLAH bilir vesselam.
![]()
Bir Şehidin Ağlatan Mektubu
Dünyada geniş yankılar uyandıran Kıbrıs harekâtı, Mehmetçiğin göğsündeki
sarsılmaz imânın bir nişanesi olan tüyler ürpertici sahnelerle doludur.
Bunlardan birisini, Kıbrıs'ta çarpışan ve Kocaeli'nin Gölcük ilçesine bağlı
Ulaşlı köyünde oturan Muammer Gökalp'in ağzından dinleyeceğiz.
Yazı ile ilgili röportaj, Karamürsel Ekspres Gazetesi yazarı ERDOĞAN ÖZDEMİR
tarafından yapılmış ve Muammer Gökalp'ın ifadeleriyle Zafer Dergisine
gönderilmiştir.
Muammer Gökalp anlatıyor: "Askerlik görevimi yaptığım Gaziantep'deki 49. Piyade
Alayı, Kıbrıs Barış Harekâtı'nda ilk çıkartmaya katıldı. Birliğimize, düşman
kuvvetlerinin kümelendiği Beşparmak Dağları'nın ele geçirilmesi emri verilmişti.
Yoğun bir ateş yağmuru altında savaşıyor ve şehidler veriyorduk. Hiç unutmam,
Ağrı'lı İsa Aslan adında bir arkadaşım taarruz sırasında kullandığı 76 kiloluk
yakın destek topunu "Ya Allah!" diyerek tek başına omuzladı ve bir günde
çıkabildiğimiz yokuşu bir solukta tırmandı. Normalde mümkün görülmeyen bu hâdise
Cenâb-ı Hakk'ın ne büyük yardımlarına mazhar olduğumuzu açıkça gösteriyordu.
Zira bu taarruzda en ufak bir hata, kesinlikle ölüm demekti.
İşte bu taarruz sırasında, daha önce hiç görmediğim bir asker, siperde yanıma
yaklaştı ve cebinden çıkardığı mektubu bana uzatarak "Türkiye'ye döndüğünde bu
mektubu üzerindeki adrese bırakırsın," dedi. Şaşırmıştım. İkimiz de savaşın
içindeydik ve kimin sağ kalacağı belli değildi. Ben, moral vermek gayesiyle, "İnşâallah
ikimiz de döneceğiz," dedim. Asker, "Ben dönemem, ama sen döneceksin,"
karşılığını verdi. Bu arada mektubu almam için ısrar ediyordu. Emrivâkisi
karşısında şaşkınlığım daha da arttı. "Bu adam benim döneceğimi, kendisinin
kalacağını nereden biliyor," diye düşündüm ve dayanamayarak mektubunu aldım.
Tabii savaş hâli.. askeri bir daha görmedim. Tam teçhizatlı ve silâhlı olan bu
asker, bildiğim kadarıyla bizim birliğin askeri değildi. Çarpışmalar sırasında
bacağımdan yaralandım, ama gene taarruza katıldım ve bir yıl sonra terhis olup
Ulaşlı'ya döndüm. Mektubu unutmuştum. Bir gün bavulumu karıştırırken emanet
mektup gözüme ilişti. Ertesi günü mektubu yerine ulaştırmak için İstanbul'a
gittim. Üzerindeki adrese göre ev Aksaray'da idi. Evi buldum. Bu arada "mektubu
veren asker belki dönmüştür," diye düşünüyordum. Kapıyı çaldım. Yaşlı bir kadın
kapıyı açtı. Mektup zarfında yazılı adresi sordum. "Burası," dedi. Mektubu
kendisine uzatarak, "Bu mektubu oğlunuz Kıbrıs'dan gönderdi", dedim. "Bilmem
belki kendisi de gelmiştir." Kadın büyük bir şaşkınlık içinde beni içeriye dâvet
ederken "Bizim Kıbrıs'ta çarpışan oğlumuz yok," dedi. İyice şaşırmıştım. Biraz
sonra kadının eşi de yanımıza geldi. Hâdiseyi ona da anlattım. Yaşlı adam birşey
söylemeden yanımdan ayrıldı ve biraz sonra bir fotoğraf albümüyle birlikte
geldi. Albümü açtı ve üç gencin birlikte çektirmiş olduğu fotoğrafın ortasındaki
delikanlıyı göstererek:
"- Size mektubu veren bu muydu?" diye sordu.
Resme baktım.
"- Evet buydu.." dedim. Gayet iyi hatırlıyorum.
Kadın hıçkırarak ağlamaya başlamıştı. Yaşlı adam: "Resimdeki genç, oğlumdu,
dedi. Ama 35 yıl önce, Kore'de şehid düşmüştü" (*).
Kendimi evden dışarı zor attım. Ve o hâdiseyi bir türlü unutamıyorum."
* * *
![]()
Dünyayı üzerinde taşıyan hayvan

1-Bu hayvanın üzerinde bulunan Dünya haritasının bilimsel bir açıklaması varmıdır bilinmez ama bu hayvanın bu sanatı icra etmek için kendinde var olan bir özelliği yoktur.o halde bu iş nasıl olmuştur hiç düşündünüz'mü.
Not: Allahın buna gücü yeter elbette hiç şüphemiz yok ancak bu resim (alıntıdır) foto montajda olabilir.
2-Bu bayanın elinde tuttuğu herkesin bildiği ve annelerimizin pişirdiği yufka ekmeğidir.Bu Mübarek ekmeği özel kılan ise üzerinde akıllara durgunluk verecek derecede açık bir şekilde arap'ça olarak ALLAH yazısının bulunmasıdır ayrıca bu yazı ekmek pişerken oluşmuştur.dışardan hiçbir müdahale yoktur.
3-Yanda
gördüğünüz bu ağaçlarda ise arapça olarak (Lailahe illallah ) yazmaktadır.yani
Allah birdir ondan başka ilah yoktur.
Allah Diyen Horoz Canını Kurtardı
4-Kırgızistan'da
kesilmeye hazırlanırken "Allah" diye ötmeye başladığı iddia edilen horoz hem
kendi hayatını kurtardı hem de binlerce insanın, yaşadığı köye akın etmesine
neden oldu...
Kırgızistan'da kesilmeye hazırlanırken "Allah" diye ötmeye başladığı iddia
edilen horoz hem kendi hayatını kurtardı hem de binlerce insanın, yaşadığı köye
akın etmesine neden oldu. Ülkenin orta kesimlerindeki Oş kasabası, "Bu Allah'ın
bir mucizesi" diyen insanlarla dolup taştı.
Ülkede günün konusu olan horozun sahibi İbrahim İsmatullayev, "Çocuklara ve bana
saldırıyor diye kesecektim az daha" derken hâlâ olayın şaşkınlığını yaşıyor. O
"an"ı anlatırken sesi titriyor; "Elime bıçağı aldım. Tam kesecekken birinin
Allah Allah' dediğini duydum. Etrafıma bakındım kimse yoktu. O sırada annem
gelince olayı anlattım. Bunun üzerine annem elimden bıçağı kaptı. 'Ses ondan
geliyor. Bırak yaşasın. Bu Allah'ın bir lütfü' dedi. Ben de kıyamadım zaten."
Horuzun sesini dinlemek için aşağıdaki linki TIKLAYINIZ
http://www.haber7.com
![]()
215 Okkalık Mermiyi Kim ve Nasıl Kaldırdı
5-18 Mart deniz Savaşı'na anlatırken Rumeli Mecidiye tabyası'nda meydana gelen mucizevi olaydan sayfa açmamak ondan söz etmemek mümkün değildir. Bu olay yetmiş yılı aşkın bir zamandan beri daima heyecanını muhafaza etmiş ve bu yüzden Havranlı Koca Seyit'in efsanevi hareketi zamanların üstünde kalmış, gönüllerde kurduğu sevgi tahtında saltanat sürmeyi bilmiştir.
Kanlı ve çok çetin geçen 18 Mart deniz Savaşı'nda, Rumeli Mecidiye Tabyası korkunç saldırının hedefi olmuş, cephaneliğin bir kısmı havaya uçmuş, 16 topçumuz şehitlik rütbesine ulaşmıştı. Tabyada Batarya Kumandanı Yüzbaşı Hilmi Bey, Topçu Neferi Niğdeli Ali ve Mucize kahraman Havranlı Koca Seyit Yüce Allah'ın koruyucu kanatları altında kalanlardan olmuşlardı. Ne hikmetse bataryada tek top ayakta kalabilmiş! Fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu. Yüzbaşı Hilmi Bey, etrafındaki birliklerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada, Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan idiler.
İngiliz ve Fransız savaş gemileri denizin üstünde ateş püskürerek ağır ağır yol alırken, Koca Seyit donuk donuk ve ümitsiz gözlerle bu tabloyu seyretme talihsizliği içinde idi. Bu cehennem içinde birden kendisini yok farzetti, bu ulu kubbenin altında Rabbiyle başbaşa kaldığını ve çocukluğunda Annesi Emine Hatun'un öğrettiği duayı hatırladı. Avuçlarını semaya açtı:
"-Ulu ve yüce olan Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur." duası, ağzından nur tanesi gibi dökülmeye başladı. Seyit bu duayı defalarca okudu ve: "Ey eksiği ve fazlası olmayan! Ey alemlerin rahmeti! Benim vücuduma öyle kuvvet ver ki, benden başka hiç, ama, hiçbir kulun benden kuvvetli olmasın!"
Gözlerinden sel sel akan yaşlar yerleri ıslatıyordu. Güzel dudakları aşk ve iştiyaktan şerha şerha yarılmıştı, "Allahım! Allahım! benden kuvvetini esirgeme..."
Bu yakarış, şüphesiz, hiç kimseninkine benzemiyordu, benzemedi. Çünkü Seyit Herkesten başka türlü bir insan oldu. Derin bir nefes aldı, Hak namına Hak yolunaydı. Aşk ile kendinden geçmesi ve 215 okkalık top mermisini kucaklayıp omuzuna alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit'in Göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu! Şahit olunan bu manzaranın azamet ve heybeti o kadar büyüktü ki, topun namlusuna sürülen üçüncü mermi, savaşın kaderini değiştiren olayı yaratmış ve İngilizlere ait "OCEAN" (Oşin) isimli zırhlı bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştı. Olay müthiş idi, sanki denizin üstüne kıyamet günü gelmiş gibi ortalık feryat ve figanla doldu.
Batarya Komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey, üçüncü merminin namluya elledi; ateş gibi sıcaktı! Dürbünü gözlerine götürdü, denizin üstünde alevler sarmış ve batmakta olan zırhlıyı görünce, efsane insan Topçu Neferi Seyit'e sarılıp defalarca öptü. Daha sonra da mucize olayı telefonla üstlerine rapor etti.
Aynı gün geç saatlerde Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, Rumeli Mecidiyesi'ndeki Bataryanın sadece izleri, artıkları kalan mevzideki olduğu yere geldi. Kaybedilen şehitler ve yaralılar için üzülüp gözyaşı döktü, hem de mucize asker Seyit'i üstün başarısından, gösterdiği üstün kahramanlığından dolayı yanaklarından öperek kutladı. Cevat Paşa ödül olarak Topçu Neferi Seyit'e onbaşılık rütbesini layık gördü ve arkasından merminin bir defa da kendi huzurunda kaldırılmasını istedi.
Bunun üzerine Onbaşı Seyit Cevat Paşa'ya şu şekilde cevap verdi:
"-Ben bu mermileri kaldırırken, gönlüm Allah'ın feyziyle doldu. Kendimde bir başkalık hissettim. İlimle, erdemle, ibadetle elde edilir iş değildi. Ancak bu kuvvetin sırrı o anda bana Allah'ın ihsan ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak kadar bir makama varmışsam bu dua ve riza ile olmuştur. Ama şimdi kaldırmam mümkün değildir Komutanım," dedi...
![]()
Bozulmayan ceset (arap baba)
6-Elazığ'ın Harput İlçesinde Türbesi bulunan Arap Babanın 300 yıllık Naaşı bozulmadan , çürümeden duruyor.1964 yılında Vakıflar Genel müdürlüğü Selçuklu döneminden kalma Arap Baba camiini onarmak istiyor.Cami Selçuklu Sultanı Giyasettin Keyhusrev döneminde ,Yusuf İbni Arapşah adlı birisi tarafından yapılmış.Bu onarım çalışmaları sırasında ortaya bozulmamış bir ceset çıkıyor.Bu ceset topraktan çıkarılarak caminin içindeki türbeye yerleştiriliyor.Fakat bu kez kesinlikle gömülmüyor.Bir lahit üstüne konuluyor.Kısa zamanda bu cesetle ilgili hikaye çevrede yayılıyor.
Cesedin bulunduğu türbe tipik Selçuklu türbeleri gibi iki katlı.Caminin içinden geçilip türbeye giriliyor.Rivayete göre Arap Baba burada bir sanduka içinde yatıyormuş.Fakat sonradan bu sanduka kaybolmuş.Denilenlere göre ağaç veya çini olduğu sanılan bu sandukada Arap Baba'nın kimliği yazılıymış ve normal görünümlü.Sanki Eşine az rastlanacak u Türbenin alt katına,kabir odasına küçük bir kapıdan giriliyor.İşte Arap Baba'nın cesedi burada.Yaklaşık olarak 300 yıl önce öldüğü sanılan bu kişinin ,vücudu hemen hiç çürümemiş,yeni ölmüş gibi taze ve normal görünümlü.Sanki bir ağacın altında yatmış uyuyor.Görüntü çok etkileyici karşıda yeni ölmüş gibi duran bir insan vücudu var.Üstelik başı kesilerek öldürülmüş ve kanlar hala duruyor.
Çeçenistan semalarında Allah yazısı
07 Aralık 2006 Perşembe 11:35
Son
günlerde direnişin tırmandığı Çeçenistan da Müslümanları sevindiren operasyonlar
üst üste geliyor. Mücahidlerin Ruslara karşı zor şartlarda gerçekleştirdikleri
operasyonlarda Ruslar ciddi kayıplar veriyorlar
Kafkas dağları, mücahidlerin tekbir sesleri ile yankılanırken, gökyüzüne de
Allah'ın ismi bulutlarla yazıldı.
Caharkale semalarında bulutların üzerinde gözüken Allah yazısı, herkesi
heyecanlandırdı. Bu olay sonrası, tüm halk ve mücahidler Allah'ın kendilerine
vereceği zaferin yakın olduğunu söylüyor ve bunun bir işaret olduğunu
belirtiyorlar.