|
Ey Dost! Görürsünki Mahlukat sebeplere yapışır, Arif olan ise sebeplerin sahibine yapışır. İSLAMI KABUL EDEN ÜNLÜLER VE MÜSLÜMAN OLMA NEDENLERİ
|
||||||
|
1964 yılında 22 yaşındayken, S. Listori'u yenip Dünya Şampiyonu oldu. Bu zaferden sonra dinini değiştirip İslam dinine geçti ve Muhammed Ali ismin aldı.Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu olan Muhammed Ali, 36 yaşına kadar bütün şampiyonlar için tek isim olmayı başardı ve 37'si nakavt olmak üzere 56 madalya kazandı. Atlas Okyanusu ile Akdeniz'in birbirine karışmadığını gördüm. Bu ilmen de tesbit edilmiştir. Bunun 1400 sene önce Kur'ân-ı kerîmde bildirildiğini duyunca, Müslümanlığın hak din olduğuna inanıp Müslüman oldum. Kaptan Kusto - Fransız (Kustonun Müslüman olup,olmadığı İhtilaflıdır,Fakat Müslümanlığı övmüştür ) |
||||||
|
CAT STEVENS (YUSUF İSLAM) KENDİSİNDEN.... Müziğe başladığımda dini daha ciddi almam gerektiğine dair duyguya sahip olmama rağmen sözde Hıristiyan haline geldim.Pazar günleri günah işleyenlerin affedilmeleri bana ikiyüzlülük gibi geldi.Bu düşünce kiliseden uzaklaşmama yol açtı.. Pek çok manevi-ruhi yollardan geçmiştim,fakat hiçbiri beni doyurmamıştı.Kuran'ı okumaya başladığımda hayretim arttı.Gittikçe huzura dalıyordum.Çünkü o alemlere hakim olan tek bir Allah'ın adıyla başlıyordu.okudukça KURAN 'ın herhangi başka kitaplardan farklı olduğunu anlamaya başladım.her kitabın bir yazarı olur bu kitabı kimin yazdığını merak ettim.Tabii ki Kuran beşeri bir yazarın yazabileceğinden yüksek seviyedeydi.1,5 seneden fazla durmadan okudum ve bu süre içinde hiçbir Müslüman la karşılaşmadım.KURAN 'ın mesajı içinde boğulup kalmıştım ve şu karara vardım:"önümde 2 tercih vardı ya kendimi tamamen teslim edecektim veya kendi Şimdi İSLAM'I yaşıyorum ve huzur içindeyim MALKOLM
X |
||||||
|
Sadece İslâm dîni, intişâr ettiği günden bugüne kadar aynı saflığı, aynı temizliği muhâfaza etmiş, içine hiç bir hurâfe ve efsâne katılmadan, günümüze kadar devâm etmiştir. Kurân-ı kerîm, Muhammed Aleyhiselâm zamânında ne ise, bugün de odur. Bir kelimesi bile değişmemiştir.işte din budur. MAHMÛD GUNNAR ERİKSON (İsveçli) Müslümânlık da beni kendisine en çok cezb eden şey, Müslümânlığın son derece mantıkî bir din olmasıdır. İslâmiyet’te, Ak-li selîmin kabûl etmediği hiçbir şey yoktur. Bugünkü İncîllerde, Allahüteâlâ'nın emirleri değil, yalnız İsâ Aleyhisselâm'ın zamânla değiştirilen sözleri ile, yaptığı işler yazılıdır.Müslümânlıkta, Allahuteâlâ doğrudan doğruya kullarına hitâp eder. Hıristiyanlıkta böyle bir şey yoktur. Gördüm ve inandım ki, İslâmiyet, temiz, sâde, mantıkî ve sulh içinde bir hayâtı mümkün kılan bir dindir. Gerek şahsî, gerek ictimâ’i hayâtta, insanların sulh ve sükûna kavuşabilmeleri için, bu dîne tâbi’ olmaları lâzımdır. İsâ Aleyhisselâm’ın hayâtı ve Onun [hâşâ] Allah’ın oğlu olduğu hakkında verilen bilgiler, bana hurâfe, hayâlî şeyler gibi geliyordu. Çünkü aklım kabûl etmiyordu. Kendi kendime, (Eğer Hıristiyanlık, hak din ise, niçin dünyâda Hıristiyan olmayan birçok insan var? Kurân-ı kerîmin Allah’ ü teâlânın kelâmı olduğunu, onu okuduğum zamân hemen his etmiştim. Kurân-ı kerîmin bildirdikleri ile Muhammed Sallallahu teâlâ aleyhi ve sellemin hadîs-i şerîfleri [sözleri] beni her cihetten tatmîn ediyor, rûhumu huzûra kavuşturuyordu. İşte, bunun için Müslümân oldum. Prof. Dr. ABDÜLKERÎM GERMANUS (Macar) Delhi’ye geldiğim gece, rüyâmda Muhammed “Aleyhissalâtü vesselâm” bana göründü. Üzerinde sâde, fakat çok kıymetli bir elbise vardı. Bu elbiselerden bana doğru, çok güzel bir koku geliyordu. Kibâr, çok güzel, sevimli, parlak yüzü ve nûr saçan tatlı gözleri karşısında, dilsiz kalmıştım. Bana çok tatlı, fakat emir edici bir sesle ve Arabi olarak, (Neden üzülüyorsun?Önündeki yolu artık biliyorsun. Doğru yolun hangisi olduğunu seçecek bir seviyeye vardın. Hiç durma ve hemen o yola gir!) buyurdu. Ben, Müslümân olmadan evvel Katolik bir Hıristiyan‘idim. Misyonerler beni Katolik yapmıştı. Fakat, bu dîne bir türlü ısınamıyordum. Çünkü, râhipler, üç Allaha inanmamı istiyorlar ve sonra İsâ-i rabbânîyi yanî [Îsâ Aleyhisselâmın etinin ekmek ve kanının şarâp olduğunu temsîl eden âyini] ve kutsî ekmeğe tapmak mecbûriyetini emir ediyorlardı. Papanın, günâhsız olduğunu ve o ne derse yapmak îcâp ettiğini ve buna benzer aklın kabûl etmediği birçok şeyleri öğretiyorlar, bilhâssa Hıristiyanların İslâm dînine düşman olmaları lâzımdır, diyorlardı. Bunlara inanılmazsa, insanın perîşân olacağını söylüyorlardı. Râhiplerden, söyledikleri şeylerin ne demek olduğunu soruyor, onlardan aklımın kabûl edeceği bir îzâh bekliyordum. Fakat hiç biri, bu husûsta tafsîlat veremiyor, (Bunlar kutsî sırlardır. Kimsenin aklı ermez) demekle iktifâ ediyorlardı. Bir insan aklı ermediği bir şeyi nasıl kabûl ederdi?Ben yavaş,yavaş bu işte bir sakatlık olduğunu, Hıristiyanlığın doğru bir din olmadığını düşünüyor ve ondan büsbütün nefret ediyordum .Hele, râhiplere başka bir dinden, meselâ İslâmiyet ten bahis edilse, hemen ifrit kesiliyorlar, (Muhammed bir yalancıdır. İslâm uydurma bir dindir) diye bar-bar bağırıyorlardı. (Peki, bu din, niçin yalancı bir dindir?) diye sorduğum zamân, buna da bir cevâp veremiyorlar, kekeliyorlardı. Onların bu hâli, beni İslâm dînini yakından tetkîk etmeğe sevk etti. Malaya da bulunan Müslümânlarla temâs ettim. Onlardan dinleri hakkında bilgi talep eyledim. Bunlar râhiplere hiç benzemiyordu. Bana İslâmiyet hakkında çok güzel malûmat verdiler. Şunu da sözlerime ilâve edeyim ki, başlangıçta kendileri ile adamakıllı münâkaşa ettim. Fakat onlar, benim bütün sorularıma o kadar inandırıcı cevâplar verdiler, bunları o kadar metânet ve sabırla karşıladılar ki, yavaş ,yavaş gözümün önünde bir perde açıldığını, içime büyük bir huzûr ve ferâhlık geldiğini his ediyordum. Birçok hurâfelerle dolu olan Hıristiyanlığın tam aksine, bu dinde her şey akla uygun, mantıkî ve fikrî idi. Müslümânlar tek bir Hâlıka [yaratıcıya] inanıyorlardı. Bu büyük yaratıcı, insanların günâhkâr olduğunu söylemiyor, onlara nimetini bol, bol ihsân ediyordu. Verdiği emirler arasında, benim anlamadığım tek şey yoktu. İbâdetleri, sırf Allahü teâlâya Hamd etmek içindi. Onlar muhtelif resimlere, işâretlere tapmıyorlardı. Kutsî kitâpları olan Kur’ân-ı kerîmin her âyetinin lezzetini rûhumda duyuyordum. İbâdet için muhakkak bir mabede gitmek mecbûriyeti yoktu. İnsan, evinde yâhut herhangi bir yerde ibâdet edebilirdi. Bütün bunlar, o kadar güzel, doğru ve insânî şeylerdi ki, ben artık, hakîkî Allah dîninin, Müslümânlık olduğunu kabûl ettim ve seve, seve Müslümân oldum. İSMÂÎL WİESLEW ZEJİLERSKİ (Polonyalı) kilisede bana telkîn edilen akîdelerin bazısının, bir türlü aklıma yatmadığını gördüm. Bunların en başında üç tanrı meselesi geliyordu. Sonra İsâ-i rabbânî [Îsâ Aleyhisselâmın etinin ekmeğe, kanının şarâba dönmesi] inancı, Allahu telalâya dua ederken araya bir papaz koymak mecbûriyeti ve bizim gibi bir insan olan Papanın, günâhsız olduğu İddâsı, yanî ona bir nevi tanrılık verilmesi, birtakım işâret, resim ve heykellere, iptidâî insanlar gibi tapılması, birtakım garîp hareketler yapılması, beni yavaş ,yavaş Hıristiyanlıktan nefret duymağa sevk etti. Bu dînin insânlığı felâketlerden halâs etmesi şöyle dursun, esâsı çürük ve hiçbir kıymeti olmayan bâtıl bir inanış olduğunu düşünmeğe başladım. Artık dîne karşı tamâmen kayıtsız kaldım.daha sonra İslam dinini inceledim aradığım manevi her şey vardı onda ve böylece Müslüman oldum. MÜMİN ABDÜRRAZZAK SELLİAH (Sri-Lankalı) Niçin Müslüman oldum?Buna vereceğim cevaba çok kısadır. İlâmda beni kendisine çeken en büyük meziyet, bu dînin çok sâde, tertemiz, gâyet mantıkî, herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilen, bunun yanında, içinde çok derin nasîhatler ve hikmetler bulunan bir din olmasıdır. İslâm dînini dahâ tetkik etmeğe başlar başlamaz, benim üzerimde büyük bir tefsir yaddı ve onu hemen kabûl edeceğimi anladım. Müslümanlığın,büyük Peygamber Muhammed aleyhisselâm’a hayran olduğum için kabul ettim. ABDÜLLAH UEMURA (Japon)
|
||||||